Elinde bavuluyla perona indi. Ayakları sağlam ve soğuk mermerde bir güvene kavuştu. Burnuna mazot, deniz ve gurbet koktu.Karnı acıkmıştı, yakınlarda bir lokanta vardı. Kapsında bir adam, atkısına sarınmış, ışıkları kapalı lokantadan çıkmış, yoluna gidiyordu. El ayak çekiliyor, ışıklar söndürülüyordu.
Büyük şehrin ortasında kendini iyice öksüz hissediyordu. Oysa şimdi, gecenin bu vakti… Işıl ışıl salonuyla … Herhalde bu gar… Kendini bekliyordu. Yoksa beklemiyor muydu? Hani terli ayrılık kokuları? Hani tuzlu göz yaşı ve tozlu mektep kokuları?... Hani tebessümlerin burkulduğu gece yarıları?
Her seferinde… Bir iyot kokusu, bir de lodos çarpıntısıyla karşılaşmaz mıydı burada insanlar? Neredeydi hepsi?
Büfeden bir tost almak istedi. O da kepengini indirmiş, arkasına bakmadan topukluyordu.
Hani gariplerin ve yolcuların son sığınağı ayran ve simit ve hatta çay… Nerelerdeydi?
İçi boşalır gibi oldu, takati kesildi, başı döndü. Yere koyduğu bavulunun üstüne… Yoksa vapur muydu o? Bavulla vapur nasıl karıştırılırdı ki birbirine? Ama burada… İskelede martılı bir vapur daima kaptığı gibi yolcuları şehrin kucağına taşırdı. Gurbetin yoksunluğunu, köpüklü bir boğaz manzarasıyla ne çabuk dağıtırdı. Yere koyduğu bavulunun üstüne çöktü kaldı. Başını ellerinin arasına aldı… Midesi kasıldıkça kasıldı. Ayakları hiç üşümediği kadar üşüdü.
İnsanın en önce ayakları mı üşürdü? Can önce ayaklardan çekilir derdi ya büyükler… Ölümün görücüsü demek ki ayaklardı. Kimsesizlik, boşluk, öksüzlük, hayata çaresiz bir uzaklıktı. Başın öne eğdi, gözlerini kapadı. İnsanı çekilmiş evlerin hayaline bir müddet daldı… O hayal içini dağladı. O hayalin içinde, geçmiş günlerine dağıldı. Ne ki bir gar ayaktadır, orada gurbete karşı bir kale vardır.
Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Ağlamak boğazında tıkandı, kaldı. Göz yaşları gözlerinin bendine dayandı. Bir eliyle gözlerini kapattı ki ağladığı… Ağlayacağı… Anlaşılmasın. Herkes çekilirken çevresinden elindeki bileti iki damla yaşla ıslandı. Omzumda bir el hissetti, alabildiğine sıcak… Bir müddet susarak teselli etti o dost eli kendisini…. Sonra sözlere geldi sıra ve tanıdık bir buruklukla her şeyi açıkladı: “Gar kapandı…”