Ölüp ölmediğini bilmiyor. Öldürmek için vurduğunu biliyor. Vurduğunda, onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Kafasından tok bir vurma sesi geldi…27 Aralık 2011 Salı
Hayat Söndü
Ölüp ölmediğini bilmiyor. Öldürmek için vurduğunu biliyor. Vurduğunda, onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Kafasından tok bir vurma sesi geldi…23 Aralık 2011 Cuma
Sevmediği
21 Aralık 2011 Çarşamba
Bir Mektup Atmak
En sevdiğim iş sana mektup yazmak… Ama belki de hayır… Hayır… En sevdiğim iş sana yazdığım mektubu postalamak.14 Aralık 2011 Çarşamba
Sarı Demir
13 Aralık 2011 Salı
Kime Söylenir Bu Sözler?
12 Aralık 2011 Pazartesi
Defterimden Yapraklar
10 Aralık 2011 Cumartesi
Herkes Ona Bakarken
Seksen defa dinlesem, bıkmam..
8 Aralık 2011 Perşembe
Deli Kime Derler?
2 Aralık 2011 Cuma
Çelik Kameriyenin Altında
1 Aralık 2011 Perşembe
Bankta Otururken
30 Kasım 2011 Çarşamba
Yukarıdaki Adam Ve Ben
Ben bu işin içindeyken onun bir insan olduğuna inanamıyorum, doğrusu… Bu adam sever mi, sevilir mi? Çocuklarını öpmüş müdür hiç? Daha garibi… Karısını öpmüş müdür hiç?
Ben bu işin içindeyken. Yukarıdaki adam, düşündüğünü söylüyor. “Siz gerçekten düşünüyor musunuz?” diye sorasım geliyor, yukarıdaki adama…
Ben bu işin içindeyken… Kendi sözler bile olmayan insanların, ezberlerini yukarıdaki adama sunup da içinde hüküm dilendikleri, beyaz badanalı bir teşrih evinde ayakta dikilmekten muazzam yoruluyorum…
Epica'yı pek dinlemedim ya... Gene de ihmal etmemek lâzım. Görelim ne demiş?
Gün Biterken Bir hasta
Böylece dallarını kırdığım osururk ağaçlarının arsız bitişik nizamında, düşürdükleri derin gölgelerde ürktüm…
Her gölgede bir Tarzan hikâyesi gizliydi.
Eski udarın üstünden bir tekir kedi atladı… Onu dev gibi bir kaplan sandım.
Dallar üşengeççe kımıldadı, arkalarında onlarca yerli gizleniyor sandım.
Elimdeki değneğimle, dalları yere indirirken kendime yeni orman maceralarının yollarını açtım.
Belki beyaz atıyla ağaçların arasından Kızılmaske fırlayacaktı.
Ormanda korktuğumu belli edemezdim. Orman ancak cesurlara saygı gösterirdi.
Nefesim ağırlaştı… Anlaşılan ormanın bağrındaki nemden…
Gene de içimde bir ses bunların bana zarar vermeyeceğini söylüyordu.
Bu da gönlüme tuhaf bir rahatlık veriyordu.
Güne merhaba.
Neden içimde endişe var onu da bilmiyorum. Bu öğrenilmiş ve kırılamaz bir kalıp mıdır? Herkes mi endişeli onu da bilmiyorum.
Ve beni asıl endişelendiren neden herkesin maske taktığı...
Bu insanca davranışın tek mümkün biçimi mi?
Birileri görürse içimizi ne olur acaba? Gerçekten birbirimize karşı doğuştan kıyıcı mıyız?
Hava soğuk...
Buralarda Ve Oralarda Tek Yabancı

29 Kasım 2011 Salı
İçim eziliyor biliyor musun?

"İçim eziliyor, biliyor musun? Buralar ne
büyük… Ben bir sinek gibi hissediyorum yani… Kimse beni umursamıyor… Kimse
kimseyi umursamıyor.
Var olmam lâzım, olamıyorum… Var olmak
nasıl bir şeydir, onu bile bilemiyorum. Herkes birbirinin aynı gibi burada ama
bir o kadar ayrılar. Deme ki ben de ayrı olmalıyım, ayrı kalmalıyım…
Hem öyle ayrı olmalıyım ki… Kimse bana
dokunamasın. Hatta, sadece korksun da dokunamasın.
Korkudur, benim tek bildiğim ağabey,
korkudur. Bizim için her kaş çatış bir korkudur. Burada insanlar ne çok
gülüyor. Olur olmaz şeylere gülüyor. Ben gülsem eğer… “ Sen erkek değil misin?”
deyip döverlerdi beni, ağabey. Vallahi billahi, inancın olsun ben gülmeyi
bilmiyorum.
Herkes acı çektiğimizden böyleyiz sanıyor…
Ben acı nedir onu da bilmiyorum… Acı dediğin karşılık veremediğin ölümdür bizim
orada ağabey… Karşılık veriysen korkma…
Çığdan, selden, börtüden, böcükten korkma. Kurttan çakaldan, akrepten çıyandan
korkma… Hayvan kısmısı ağabey, korkutmadın mı saldırmaz.
İnsan kısmışı öldürmek için yaşar ağabey… İnanmazsan kanlılarımıza
sor. Biz o kadar çok konuşmayız abi…. Misal ben konuşmam… Konuşanı adam yerine
komazlar bizim orada. Ölümün dilinden
konuşmayanı yaşatmazlar ağabey bizim orada… Burada insanlar nasıl yaşıyor? Ben
böyle yaşasam, gülsem emin ol vururlar. Sen şimdi dövsen de beni… Ben sana
bunları söyleyemem.. Nasıl söyleyeceğimi bile bilmem… Bunlar benim kafamda
parlayıp sönen çocukluk günlerim gibi
geçip gider. Hani bilseydim konuşmayı, ağabey, sana bunları söylerdim ben…”
“Alın çocukları!”
“Molotoflar kaç tane?”
“Gerisi kaçtı mı?”
“ Aldık komiserim!”
“Yangınlar söndürüldü mü?
“ Müdahale edildi komiserim…”
“Alın bunları da… Tövbe Ya Rabbi!”
Nickelback "Savin Me" from Zhentosus on Vimeo.
Sen Nereden Gelirsin Be Hey Emmolu?
Bakışların pek pıtraklı emmolu… Sahi sen nereden gelirsin? " Adam ol! Delikanlı ol!"diyorsun da… Sen sahi ne iş yapıyorsun?
Sokakları bakışlarınla kirletiyorsun. Güzel kızların üstünden binbir imrenme ve bin bir hayranlıkla kayan bakışlarımıza kendi ziftini katıyorsun. Dokunmaya kıyamadığımız çimleri bakışlarınla eziyorsun. Sahi emmolu sen ne yapıyorsun?
Dilindeki kırıklık, boğazının balgamı, sakalının kiri ve her taraından sakallanan kirinle, söyle be emmolu sen neye yarıyorsun?
Yan şimdi burada… Şimdi burada sen… Ve aynı sidik kabından içtiğin sütlerinin akbabaları… Yoksa neydi lan senin sürünün adları… Akrabaların… Tamam, akraaların… Şimdi senin akbabaların… Sırf sürüsünüz diye… Sırf bininizin yüreği ancak yeterken bir can almaya… Mahallede delikanlıcılık edeceksiniz ha? Sırf insanlar hayvan sürülerinden korkar diye, "Lütfen" diyene sövecek, "Özü dilerim?" diye soranı döveceksiniz "he" mi?
Önce şu sopayı bir ye kafana… Yook! Öyle değil, böyle yenir dayak!
Ruhumu sündüren yavşaklığına ve güçlüye sunduğun yaltaklığına istinaden emmolu… Bugün sadece on dakika döveceğim seni… Hani, biz kokuyoruz ya sizden… Hani nefes alamazdık ya sidikli terinizden… Aha al bu sopayı da geçme, bu sokaktan bir daha! Duydun mu LAN?"
Siyah takımı ve beyaz gömleği gelincik lekeli, kirli sakallı bir oğlan, ayağa kalmağa çalışırken küfretti. Nereden geldiğini anlayamadığı bir taşı sol yanağına yedi. Keninde niye korkulmadığını anlayamadan, it muamelesi göreceği bir başka mahalleye doğru yürüdü gitti. Ne kimse arkasından baktı, ne de ona küfretti… Ki asıl bu umursanmazlık içini ezdi. Artık altı üstü koskoca bir hiçti…
28 Kasım 2011 Pazartesi
Sessizliğin Can Simidi

"Kalın kaşlarının altında, bütün gizlediğin kötülüklerin.
Kalın bıyıklarının üstünde, gizleyemediğin bütün kötülüklerin.
Sen varken başka birine yer yok burada, dikkat ediyor musun?
Çok mu konuştum? Tuhaf mı geliyor sana konuşmak? Bir tek senin istediğin olsun istiyorsun dünyada... Dünya senin çevrende döndün
dönsün, yalnız senin çevrende dönsün...
Bu dünyada acı çeken bir tek sen varsın...
Çektirip gitmeye ne dersin? Ya da izin ver en azından ben çektirip gideyim? Hayır... Yalnızca buradan gitmeyi kast etmiyorum... Sensiz yaşamanın en mutlak mutluluğuna ulaşmayı... Kara bıyıklarının riyakâr salyalarını hiç görmeyeceğim bir yere gitmekten bahsediyorum... Senin niyetin ya beni öldürmek... Daha doğrusu kemdin dışındaki her şeyi öldürmek... Ben çektirip gideyim bu dünyadan diyorum... Sen sana sinema bileti satacak bir enayi bulamadan kudur ve sonra ne yaparsan yap.
"
Kulaklarına telâşlı sesler takılıyor. "Yakalayın şu iti!" "Cankurtaran çağırıldı mı?" "Hayvan bunlar hayvan, yemin ederim hayvan!"
"Sesleriniz sessizliğime can simidi gibi... N'olur azıcık daha konuşun... N'olur..."
27 Kasım 2011 Pazar
Sen Bilirsin

Ben sırada öne geçmedim… Geçtim mi? Öyleyse neden kızdın bana? Bozuk param yok diye mi? Aslında ondan da değil, değil mi?
Ben sana lütfen dedim mi? Dedim, değil mi? Sen “lütfen” ne demek biliyor musun? Sana yalvarıyorum gibi mi geldi? Öyle olmadığını biliyor musun? Bilmiyorsun, değil mi?
Söylesene senin ellerin güçlü, kara bıyıkların var, sesin de gür, bak etrafında akrabaların da var.
Bana bağırdığında neyi ispatladın kendine?
Sen bilirsin…
26 Kasım 2011 Cumartesi
Mavi Günler Giyen Kız

Maviye dokunuyor fırçam…
Mavi bazen boğucudur, soğuktur ama…
İçine kattığım yeşille… Evet bir su berraklığına kavuşuyor. Ama beyazla değil… Beyaz maviyi seyreltmez, sadece grileştirir, donuklaştırır.
Sarı koyunca ayakları yerden kesiliyor… Belki yere daha fazla bağlanıyor.
Kırmızı koyduğumda, başka bir ağırlıkla bakıyor.
Bütün bunları düşünürken pencereden bakıyorum. Belki de bunları düşündüğüm için pencereden bakıyorum.
Pencereden bakınca ne buluyorum?
Mavi ceketli bir kız görüyorum… Her akşam evine yalnız dönen bir kız görüyorum. Bazen gülen, bazen mahzun bir kız görüyorum.
Ve üzerindeki mavi ceket her gün başka bir renkle konuşuyor benimle…
Ve her gün onu günün hangi saatinde resmetmem gerektiğini düşünüyorum.
Her gün için bir resim… Ve belki bir gün ona bir resmini hediye ediyorum.
İşte her sabah bu ümitle uyanıyor ve her gece bu ümitle uyuyakalıyorum.








