Ölüp ölmediğini bilmiyor. Öldürmek için vurduğunu biliyor. Vurduğunda, onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Kafasından tok bir vurma sesi geldi…Onu “iş” için gönderdiler mahalleye… İş için hep giderdi, aslında… Bu yapacağı ilk iş olmayacaktı. Çocukluktan beri yapıyordu, böyle işleri.
O sefer garaja belleri silâhlı, kabadan kaba pos bıyıklı, “arkadaşlar” geldi. “Eylem” dediler, “örgüt” dediler… Garajın sahibi İsmail Abi’si bunları dinlerken kafasını salladı, azıcık güler gibi oldu… “Arkadaşların” başındaki adam masaya tabancasını koydu… “ Örgüt kızar..” dedi… Örgüt iyi bir şeydi. Herkes öyle söylüyordu mahallede. O olmasaydı İstanbul yerdi onları… Hatta yemez, çiğner ve tükürürdü.
O halde… Herkes arkadaşları kollayacaktı… Hiç kimse arkadaşlara yardımını esirgemeyecekti!
Aslında kendisini dışarı çıkartmışlardı ama aralık kapıdan işitiyordu söylenenleri… Arkadaşlar onun çalıştığı dükkâna gelmişlerdi ya… Onu istemişlerdi ya… Demek ki dağları bile yıkardı, artık.. Demek ki değerli bir adamdı!
Zaten içeri çağırıldığında, arkadaşların liderinin söylediği ilk şey bu oldu. Patronu da kafasını sallayıp tasdik etti ama bu sefer gülümseyemedi.
Belki kapıcılık yapacaktı… belki başka bir iş… Ama o mahallede mutlaka oturacaktı Numan! O mahalle önemliydi, stratejikti! Mal çalmak işin kiriydi! Evlere girecekti Numan, her eve girecekti! Kapı kırmadan girecekti Numan… hepsi kendinden bilecekti Numan’ı.
Ama Numan onlardan biri değildi ki… Onlara hiçbir borcu yoktu. Hepsi ona borçluydu! Borcun ne zaman biteceğinis ordu, Numan, safça.. “Biz ne zaman istersek, aslanım!” dediler, kocaman kocaman güldüler.
…
O gece çöpleri aldıktan sonra… Emekli savcı Cahit Bey çağırdı onu… Memleketin nerelerine gittiğinden bahsetti. Onun memleketine de gittiğini söyledi. Severmiş oraları, çocuklar uzaktaymış. Dertleşecek, iki lâfın belini kıracak adam bulunmaz olmuş… Numan hep dinlemişti , bunları… Dinlerken televizyondan bile daha sihirli bir dünyanın kapısının aralandığını hissediyordu. “Savcı amca” ne zaman bir şey dese kendini başka bir yerde hissediyordu, Numan… “Başka bir yer” ne zor işti? Sırf başkası olmamak için köy ahalisiyle dip dibe yaşarlardı oysa, mahallelerinde…
Kaba bıyıklı “arkadaş” o adamın evindeki kâğıtları getirmesini istemişti. Para bulursa birazını kendine, çoğunu örgüte aktaracaktı. Yaramazlık yaparsa ailesiyle beraber “kaybolacaktı”.
Oysa Numan, savcı amcası hiç susmasın istiyordu. Ne zaman böyle sohbet etseler, evden, elinde bir kitapla çıkıyordu, Numan… “Okuma!” demişlerdi arkadaşlar, ona… O kitapları okumak bile kirlenmek gibiydi. En saf ve uzlaşmaz bir dille ayırmalıydı, kendisini… Artık ne de olsa genç bir yetişkindi!
Kabul etmemek istedi ama, masanın üstündeki tabanca ve patronunun ailesinin ağza alındığını işitmesi, korkuttu onu. Yaşamak istiyorsan bayağı korkmalıydın!
Savcı beyin kafasına o heykeli vururken korkuyordu, Numan… Adam öldürmekten değil… Memleketlerinde tavuk keser gibi yaptıkları bir işti bu… Onu korkutan bu işi sevdiği ve bu yüzden suçluluk duydu kitapların arasında , işi yapıyor olmasıydı.
Korktuğu şey, kendi havsalasını asla almayacağı şeyleri savcıdan duymuş olmaktı… Onda, kendi amcalarında görmediği vakarın ve heybetin karşısına dikilivereceğinden korkuyordu.
Ama hepsinden öte Numan, o adamın öleceğinden korkuyordu. Bir daha kitap alamamak, asla sohbet edememek… Dilini sevdiği kitapları hiç görememek…
Hayat, o anda söndü.







