Başka bir yere gittim. Başka bir zamana uçtum gibi.
Gözlerimi kapattığımda sanki sevdiklerime veda ettim. Gözümün üstüne bir yeşil perde çekildi.
Böylece dallarını kırdığım osururk ağaçlarının arsız bitişik nizamında, düşürdükleri derin gölgelerde ürktüm…
Her gölgede bir Tarzan hikâyesi gizliydi.
Eski udarın üstünden bir tekir kedi atladı… Onu dev gibi bir kaplan sandım.
Dallar üşengeççe kımıldadı, arkalarında onlarca yerli gizleniyor sandım.
Elimdeki değneğimle, dalları yere indirirken kendime yeni orman maceralarının yollarını açtım.
Belki beyaz atıyla ağaçların arasından Kızılmaske fırlayacaktı.
Ormanda korktuğumu belli edemezdim. Orman ancak cesurlara saygı gösterirdi.
Nefesim ağırlaştı… Anlaşılan ormanın bağrındaki nemden…
Gene de içimde bir ses bunların bana zarar vermeyeceğini söylüyordu.
Bu da gönlüme tuhaf bir rahatlık veriyordu.
Önümde kökler kenara çekiliyor, yerlerini solgun yapraklarla kaplı patikalar alıyordu.
Eğreltiler merakla bakışıyor, utangaçça kımıldanıyordu. Sinek kapan çiçekler ağızlarını açarak tehditkâr tıslıyordu.
Ağaçların mumlu yaprakları yüzüme yumuşacık dokunuyordu.
Kavurucu gün ışıkları kalın yaprakların üstünden sekip dağılıyordu. Önüme bir adam çıktı. Güleryüzlü, gözlüklü fakat yerli kıyafetli. Eliyle bir açıklığı işaret etti, otarafa doğru gittim.
Ve bir yerlerden kulağıma sesler geliyordu:
“İyi geçti…”
“Sahi iyi mi doktor bey? N’olur doğru söyleyin…”
“Yahu iyi dedim ya hanımefendi… İyi gitmese güler miyim?"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder