Bakışların pek pıtraklı emmolu… Sahi sen nereden gelirsin? " Adam ol! Delikanlı ol!"diyorsun da… Sen sahi ne iş yapıyorsun?
Sokakları bakışlarınla kirletiyorsun. Güzel kızların üstünden binbir imrenme ve bin bir hayranlıkla kayan bakışlarımıza kendi ziftini katıyorsun. Dokunmaya kıyamadığımız çimleri bakışlarınla eziyorsun. Sahi emmolu sen ne yapıyorsun?
Dilindeki kırıklık, boğazının balgamı, sakalının kiri ve her taraından sakallanan kirinle, söyle be emmolu sen neye yarıyorsun?
Yan şimdi burada… Şimdi burada sen… Ve aynı sidik kabından içtiğin sütlerinin akbabaları… Yoksa neydi lan senin sürünün adları… Akrabaların… Tamam, akraaların… Şimdi senin akbabaların… Sırf sürüsünüz diye… Sırf bininizin yüreği ancak yeterken bir can almaya… Mahallede delikanlıcılık edeceksiniz ha? Sırf insanlar hayvan sürülerinden korkar diye, "Lütfen" diyene sövecek, "Özü dilerim?" diye soranı döveceksiniz "he" mi?
Önce şu sopayı bir ye kafana… Yook! Öyle değil, böyle yenir dayak!
Ruhumu sündüren yavşaklığına ve güçlüye sunduğun yaltaklığına istinaden emmolu… Bugün sadece on dakika döveceğim seni… Hani, biz kokuyoruz ya sizden… Hani nefes alamazdık ya sidikli terinizden… Aha al bu sopayı da geçme, bu sokaktan bir daha! Duydun mu LAN?"
Siyah takımı ve beyaz gömleği gelincik lekeli, kirli sakallı bir oğlan, ayağa kalmağa çalışırken küfretti. Nereden geldiğini anlayamadığı bir taşı sol yanağına yedi. Keninde niye korkulmadığını anlayamadan, it muamelesi göreceği bir başka mahalleye doğru yürüdü gitti. Ne kimse arkasından baktı, ne de ona küfretti… Ki asıl bu umursanmazlık içini ezdi. Artık altı üstü koskoca bir hiçti…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder