http://www.1v1y.com

11 Kasım 2009 Çarşamba

Dış kapımda mandalım…

- Kapılar yüzüme kapanıyor gibi nedense?
- Bazen ben de öyle hissederim…
- Bu bir histen öte…
- Bilmiyorum.. İddialı bir söz seninkisi…
- Yani başka bir yerden baksam?
- Başka bir yeri kabul etmek lâzım ama… Yoksa içinde taşıdığın çoraklıkla, nereye gidersen git…
Gözlerini kapattı. Gözlerini kapatınca bu sözün tenine değeceğini sandı… Durdu, göllenen çaylar gibi durdu.
- İyi ediyorsun durmakla.. İyidir durmak…
Gözlerini açmadı… Gözlerini açmayınca bu sözleri tutabilecekmiş sandı.
- Sen kendi kapılarını kapatma yeter ki…
Sözlerini açmadı… Sözlerini açmayınca diğer sözleri hazmedebilir sandı…
- Kendine acımanın acısıdır kapıları kapattıran… Kendi karanlığında kalmak için kapatırsın kapılarını ve sonra… Sonra göremezsin diğer kapıları… Kaçmak istiyorsan kaç ama kendi kapılarının kilitlerinden başkalarını suçlama…
- Kendime acımak mıdır yaptığımın adı?
- Kendine acımaktır…
- Öyleyse?
- Kendi gönlünü kabul edeceksin kendi sözlerinle, kendi süslerinle kendi paslarınla kendi kaslarınla…
- Öyleyse açabilir miyim gözlerimi artık?
- Sen onları asla kapamazsın, kapattığını sanırsın…
Gözlerini açtı.. Gözlerini açınca her şeyi görebilirmiş sandı
Sandı ve başardı









İçime kapanmışım
- O sırada pipo mu içiyordun?
- Evet efendim…
- Yani adamı görmedin?
- Göremedim efendim.
- Yani şimdi iki adım ötende adam ötekinin boğazına bıçak dayamışken sen onu pipo dumanından göremedin?
- Şahsen o tarafa bile baktığımdan şüpheliyim efendim.
- Sen benimle dalga mı geçiyorsun?
- Hayır efendim.
- Bana hiç öyle gelmedi…
- Öyle düşündürdüğüm için özür dilerim.
- Bak ciddi ol! Adalete engel olmaktan seni içeri atarım!
- Mutlaka efendim ama…
- Ama nedir?
- İsteseydim de o yöne baksam bir şey göremezdim
- Neden? Pipo dumanından dolayı mı?
- Hem ondan hem de…
- Hem de?
- Herhalde kayıtlara geçirilmemiş ama efendim… Benim evimdeki bütün pencereler örülüdür.




















Belki Yakalayabilirdim…
Komiser adamdaki serinkanlılığa şaşıyordu.
Adamın yüzünde telâştan eser yoktu.
Oda loştu ve şekerli kan kokuyordu.
Ayaklarının dibinde bir adam yüzüstü serilmiş, yatıyordu.
- Adamı arkadan vurdun yani?!
- Aynen komiserim…
- İnkâr etmiyorsun yani?
- Hayır komiserim…
- Adamın silâhı vardı?
- Evet komiserim..
- Peki neden seni vurmadı?
- Silâhı tutukluk yaptı.
- Peki sen adama silâh doğrulttuğunda kımıldamamasını söyledin mi?
- Elbette komiserim…
Adamın yüzünden bir keskin sırıtış esti, geçti…
- Peki neden vurdun adamı?
- Kaçmaya başladı komiserim…
- Kafasından vurman şart mıydı?
- O tökezlediği için oldu komiserim…
- Peki be adam! Neden arkasından koşup yakalamadın da herifi vurdun?!
- Aslına bakarsanız belki yakalayabilirdim…
- Eeee? Ne demek “belki”?
- Evet.. Belki yakalardım…
Öne doğru eğilerek paçalarını sıvadı…
- Belki yakalardım… Eğer ayaklarım yerinde olsalardı…
Adamın yüzünden bir kere daha keskin bir sırıtış geçer gibi oldu…
















Ölüm Senin Aynanda…
Adamın kat’iyen karanlık sakalları vardı.
Adam başı dik yürüyordu.
Nefretin hayranlıkla karıştığı o lağım kokulu insan denizinin arasında bir karton kahraman gibi yürüyordu. Ve sırrını kimsenin bilmediğini sanıyordu. Sırrını hâlâ kimse bilmiyordu ama…
Yüzünde beyaz kâğıtları karalayabilmenin memnuniyeti…
Ellerinde öldürebilmenin vahşeti titriyordu.
O kendi kimliğini dayatabilmenin, kendi vahşetini tanıtabilmenin gururuyla yürüyordu. Dişlerinde sarımsak kokusu, cevizli çay sarılığı, üstünde siyah poşetlerin artık kokusu vardı…
Başka kulaklara çakal hırıltıları gibi gelen sesler konuyordu omuzlarına…
Ve ölümün aynalı ufkundan bir yıldırım çakışıyla irkildi.
Kahpe faklarında bekleyip de masumların üzerlerine kustuğu lekeli ölümlerden başka… Apayrı, apansız ve aykırı bir namlu parıltısı, tertemiz namusların keskin hıncıyla doğruldu kalabalığın arasından suratına…
Ve tanrının adaleti gibi bir şey patladı yüzüne doğru ve sonra yüzünden geriye yalnızca kirli gülüşler kaldı…
Çakallar dağıldı…

























Bazen Başkalarıyla…
- Bu avı ben yakaladım
- Bu umurumda bile değil…
- Ama o ava köyümdekilerin ihtiyacı var!
- Bu da umurumda değil…
- Yıllardır bu bölgede beraber yaşarız, ne zaman aç kaldınız?
- Bu da umurumda değil…
- Yani sen şimdi kendi elimle avladığım avımı, benim hakkımı elimden alacaksın? Hem de hiç vicdanın kararmadan? Sırf yirmi arkadaşınla etrafımı sardınız diye?
- Bu da umurumda değil…
- Peki sen nasıl bir yaratıksın?
- Ben bir çakalım…































Tutsan da durmam...
- Hiç ellerinin tutmaz olduğu oldu mu?
- Olmaz mı?
- Ya kalbinin tutamadığın kadar hızlı attığı?
-Olmaz mı?
- Ya hayata tutunamadığını hissettiğin?
- O hep böyle değil midir?
Akşam serin, gök yalnızdı. Sular susmuş, yıldızlar pusmuştu...
İki kişi büyük bir meydanda, bir havuzun kenarına oturmuş, konuşuyordu.
Oraya buraya yapraklar savruluyordu.
Bir müddet daha konuştular... Belki yürekleri hafifledi, belki hafiflemedi? Belki ümitlendiler belki...
Bilinmez ne ettiler ama...
Gittiler.































- Kapılar yüzüme kapanıyor gibi nedense?
- Bazen ben de öyle hissederim…
- Bu bir histen öte…
- Bilmiyorum.. İddialı bir söz seninkisi…
- Yani başka bir yerden baksam?
- Başka bir yeri kabul etmek lâzım ama… Yoksa içinde taşıdığın çoraklıkla, nereye gidersen git…
Gözlerini kapattı. Gözlerini kapatınca bu sözün tenine değeceğini sandı… Durdu, göllenen çaylar gibi durdu.
- İyi ediyorsun durmakla.. İyidir durmak…
Gözlerini açmadı… Gözlerini açmayınca bu sözleri tutabilecekmiş sandı.
- Sen kendi kapılarını kapatma yeter ki…
Sözlerini açmadı… Sözlerini açmayınca diğer sözleri hazmedebilir sandı…
- Kendine acımanın acısıdır kapıları kapattıran… Kendi karanlığında kalmak için kapatırsın kapılarını ve sonra… Sonra göremezsin diğer kapıları… Kaçmak istiyorsan kaç ama kendi kapılarının kilitlerinden başkalarını suçlama…
- Kendime acımak mıdır yaptığımın adı?
- Kendine acımaktır…
- Öyleyse?
- Kendi gönlünü kabul edeceksin kendi sözlerinle, kendi süslerinle kendi paslarınla kendi kaslarınla…
- Öyleyse açabilir miyim gözlerimi artık?
- Sen onları asla kapamazsın, kapattığını sanırsın…
Gözlerini açtı.. Gözlerini açınca her şeyi görebilirmiş sandı
Sandı ve başardı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder