.jpg)
Tırnaklarından yorgunluk sızıyordu.
Sırtı ve boynu sızlıyordu. Nefesi bir zehir gibi kokuyordu kendi burnuna ve güneş de batıyordu.
Kaşlarının üstünde uykulu bir ağırlık çöreklenmişti.
Tekrar tekrar esnedi. Sevimsizliğin alay burcunda oturduğunu düşünüyordu. Düşünceleri, harflerin ağırlığından bıkmış, kelimelerini seyreltiyordu. Kelâm ne müzmin bir ağırlıktı?
Çantasında bir defter duruyordu, her yanı karalamalarla dolu, her yerinde dağınık fikirlerin sonu…
Bir intihar sureti gibi görünüyordu belki el âleme karşı…
Yorgun tırnak diplerine sızmış mürekkep lekeleri ise aksini iddia ediyordu.
Çünkü o biliyordu, tabanlarını yaran yürüyüşlerin, ayakkabısını boyayan tozların ve… Hayatlarında hiçbir iz bırakmadan lekesiz ve alabildiğine eblehçe temiz yaşayan sürülerin en derin hayal kırıklıklarını…
İçi sızlıyordu ve yanındaki yasemin kokulu kızın merakını… Ürküntülü bungunluğunu, suskunluğunu, kelime yoksunluğunu…
Görmeden biliyordu ve işte… Gülümsüyordu…
Çünkü tırnakları mürekkeple yazılmış ve mürekkebe kanını katmış bu genç adam… Yazıyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder