http://www.1v1y.com

23 Aralık 2011 Cuma

Sevmediği

Ayağını uzatıp oturdu. İçtiği çay haşlanmıştı ve artık içindeki bütün taneni kusmuş gibiydi.
Gözleri ağrıyordu ve gözlerinin ağrımasını seviyordu. Elinde kapağı aşınmış bir kitap tutuyordu ve kapağı aşınmış kitaplarının olmasını da seviyordu. Kapakları aşınmış kitaplar, ellerin  yağından, neminden izler taşırdı. Gün görmüş insanlar gibi konuşurlardı insanlarla.

Ayaklarını uzattığında bacakları da sızladı. Bacaklarının sızısını da seviyordu, çünkü uzun yürüyüşlerin armağanı gibiydi bu sızılar…
Mevsim yazdı ve üzerinde bir fazlalık olmaksızın yürüyebilmeyi ve havadan sakınmadan açıkta oturabilmeyi seviyordu.

Ellerini kucağında birleştirdi. Parmaklarını birbirine geçirdi. Parmaklarını birbirine geçirmenin, ne yaptığını bilen bir insanın belirtisi olduğunu düşünürdü, parmaklarını birbirine geçirmeyi, severdi. Kitabın ilk sayfasında  bir tarih ve bir isim yazılıydı. O zamanlar herkesin düzgün bir el yazısının olduğunu görmek güzeldi. Düzgün el yazılarını da severdi.

Gözlüğünü çıkardı, tişörtüne sildi. Her yerin daha berrak göründüğünü fark etti. Bu yüzden gözlüğünü arada bir temizlemeyi de severdi.

Ucuz bir çayhanede oturuyordu. Bu şehirde, öğrencilerin hiçbir tat almadan yalnızca  yemek ve içmek için gelip gittiği bir yerde oturduğunu ona en iyi gösteren de garsonların halleriydi.

İnsanların sohbetlerine kulak kabartıyor ama ne dediklerini bir türlü anlayamıyordu.  Sözler birbirine  yapışıyor, kocaman topaklar haline geliyor ve bu yüzden de herkesin sesi,  çamurlu, yoğun bir akış gibi kulaklarını dolduruyordu. İnsanlar sırt sırta, yan yana bu ucuz çayhanelere tıkılıyor ama gerçekten bir arada olmaktan hoşlanıyorlar mıydı, işte bunu bilemiyordu.

Garsonlar,  konuşurlarken birbirlerine bakmıyor, genellikle gülümsemiyor, kirli sakallı suratlarını ve daha pek çok yerlerini kaşıyarak gözleri, müşterilerin doğrudan üzerinde, kenarda kaykılarak dikiliyorlardı. Sözleri, daha da anlaşılmaz ve bıktırıcı bir hırıltı şeklinde işitiliyordu.

Boş kalmış tek duvarda, sesi kısılmış bir yassı televizyonda,  ucuz bir müzik kanalının görüntüleri oynuyor ama hoparlörlerden başka bir şeyler işitiliyordu. Belki… Bu bile sevilebilirdi…

Asık suratlı bir garsona, bir çay siparişi daha verdi. Her gün teker teker çay satmaktan bitap düşmüş garsonların bıkkınlığına ama daha çok kirli sakallı kibirlerine canı sıkıldı, işte bunu hiç sevmezdi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder