http://www.1v1y.com

21 Aralık 2011 Çarşamba

Bir Mektup Atmak

En sevdiğim iş sana mektup yazmak… Ama belki de hayır… Hayır… En sevdiğim iş sana yazdığım mektubu postalamak.
Bu bir seramoni gibi. Belki de düpedüz bir seramoni.
Takıntılı bir adam olabilirim ki aslına bakarsan ben öyle olduğumu zaten biliyorum.
 Bir mektup yazmak, aklımı toplamama yardımcı oluyor. Bir noktaya yoğunlaşıp her şeyi unutmak gibi iyileştirici bir şey yok, inan.
Aşk da böyle bir şey değil mi sence?
Mektubu yazıyorum ve bir bitiş yaşıyorum. Parmaklarımda derman kalmıyor.  Bir mektup bittiğinde o an bütün sözlerim mühürleniyor. İnan ki ne yazdığımı bile unutuyorum. Sadece yazmanın o efsunlu buğusunun esrikliği kalıyor geride.

Mektubu bir zarfa koyuyorum. Üzerine adresi yazdığımda ona bir kanat takmış gibi oluyorum. Adresini yazmak ne güzel şey…

Sonra mektubumu, mektubunu, mektubumuzu cebime koyuyorum. Bunu öyle usulünce ve özenerek yapıyorum ki kendimi o an çok ama çok gün görmüş biri gibi hissediyorum.
O mektup, cebimde, kimselerin bilmediği bir sır  olarak duruyor.
Kışsa son hamleyle atkımı boynuma doluyorum ve çıkıyorum evden.

Her adımımın amaçlı olması aydınlatıyor benliğimi. O zaman, durakta otobüs beklemek, vapura binmek veya sadece yürümek anlatılası birer iş haline geliyor.
Hayatın önemi anlatılmaya değer olmasından gelir. Anlatacak bir şey bulamıyorsam hayatımda, yaşamıyorum demektir.

İstanbul’da çiçekçi Çingenelerin önünden geçerdim. Ne yaptığımı anlar gibi bir güzel ablaya çiçek almamı isterlerdi. Demek ki güzelliğin, mektubumdan yüzüme taşmış olurdu. Ve  nedense vakit hep akşam olurdu.
Postaneye girmeden çevreme şöylece  bakıyorum.   Kitap pazarı dışında da  satış yapan korsan kitapçılar, nohutlu pilavcılar, tatlıcılar, simitçiler ve elbette Çingeneler. “ Burada ben yürüyorum!” dercesine yürürüm aralarından. O an her şeyi bırakıverip ararlına karışıp onlarla beraber yaşayabilecek gibi coşkulu hissederim kendimi. Oysa o kadar becerikli değilimdir.

Nihayet postaneye girerim. Belki tanırlar ve tanıdıklarında pek sevinirim, her zamanki gişeye mektubumu  bildiririm. Gönderdiğim yerden ziyade hâlâ mektup yazıyor oluşum, ilgilerini çeker. Ve mutlaka pul alırım. Mektubu pullamak ona vurulmuş en kişisel mühürdür.

Sonra… Gülerek teşekkür ederim memurlara ve onlar da gülebilmek için bir vesile bulmaktan memnun gülümserler bana.Sonra… mektubumu memleketimin posta idaresinin emin ellerine emanet ederim. Posta kutusunun içine hızla fırlatırım. Ve sonra mutlaka ama mutlaka iskele çaycılarında soluklanırım. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder