İnsan bir şey yapmanın hazzı için yaşıyor, hepsi bu.
İnsan bir şey yapmazsa öleceğini biliyor. Çünkü insan ne zaman bir şeyler yapsa dünyayı bir şekilde değiştiriyor.
Kimin neyi niçin yaptığını bilmenin ise maalesef bir yolu yok.
Gene de belki Muhsin Hoca’nın, bahçeli evindeki taraçaya, çelik iskeletli bir kameriye yaptırması anlaşılabilirdi.
Hepimize tuhaf gelmişti bu. Zincir eğrisi kemerli, antik sütunlara benzer ferforje süslü çelik direkler göze hoş görünüyordu şüphesiz. Gene de bunlar durmadan birbirlerinden gördüklerini taklit eden yazlıkçılar için alışılmadık ve itici idi.
Aslında kimsenin taraçasından denizi seyrettiği falan yoktu. O taraçalarda, kalabalık kadın günleri ve tavla partileri dışında yapılan bir şey yoktu. Köşedeki ocaklarda kebap bile yapmazdı kimse. Ama gene de her yıl binlerce lirayı, hemen hiç kullanılmayan bir taraçanın orasına burasına dökerek, konuya komşuya nispet yapmak, adettendi.
Oysa Muhsin Hoca taraçasına bu çelik kameriye dışında hiç bir şey yaptırmamıştı.
Vernikleri aşınmış, solmuş ahşap panjurları, hiç kimse itiraf etmek istemese de herkesin bir daha ve bir daha bakacağı kadar gün görmüş ve sakince dururlardı.
Siyaha boyanmış çelik kameriye, gelin çiçekleri ve mor salkımlarla sarılmıştı.
O, elinde kitabı, yanında bazen çayı, bazen birası, dökülmüş bir dişin bıraktığı boşluk gibi duran, o iç burkucu yalnızlığında, taraçasında oturur ve kitabını okurdu.
Ona baktığınızda birinin bir şey yaptığını, ama gerçekten yaptığını hisseder ve siz de bir şeyler yapmak isterdiniz. Genellikle ne yapmanız gerektiğini bilmez ama en azından yaptığınız her ne ise işe yaramasını isterdiniz.
Kimse söyleyemese de Muhsin Hoca’nın varlığı, komşularına güven verirdi. O ki ne yaptığını bilen ve bu yüzden, kameriyesindeki çelik direkler gibi, dünyayı kollarında taşıyan adamlardan biriydi.
O ağustos sabahı, her yeri toz içinde, üçüncü çocuğu kollarında taşırken bayıldı
Bir höyüğü andıran enkazın altından gelen seslerle herkes sevinçten çılgına dönerken içi neredeyse boş duvarları üzerlerinde taşıyan siyah demir direklerin mağrur süslemeleri tozlu yaprakların arasından belirdi.
Muhsin Hoca, kalın kollarıyla, duvar artıklarını iterek açtığı delikten üç çocuğu çıkardı.
Gırtlağı küfürlü kara adamların diktiği taraçalar un ufak olmuşken Muhsin Hoca’nın taraçası onun gibi ne yaptığını bilen bir insanın kararlılığıyla dimdik durup komşularından sekiz kişinin hayatını kurtarmıştı.
Son duyduğuma göre gene çelik kameriyesinin altında soğuk birasını içerken kitabını okuyormuş
02/12/11 Cuma
ANKARA

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder