Boynu ağrıyordu ama bundan memnundu.
Yeni başlayan geceye adım attığında, bacaklarındaki sızı da hoşuna gitti.
Karşıdaki kafeye gitti. Artık neredeyse bir organı haline gelmiş eski, ham deriden omuz çantasını yanındaki sandalyeye bıraktı. O çantayı omzundan indirerek sandalyeye bırakma ânını hep çok sevmişti. Yazdıkları onun içinde olurdu, çakısı, şiir kitabı Bugün para harcayabilirdi. Garson kızdan hoşlanıyordu. Kısa kesilmiş saçlarıyla minyon bir kızdı. Her zaman mütebessim ve bir o kadar mesafeli… Elleri bu dükkânın her şeyini döndürüyor gibiydi.
Elini cebine attı, kenarları eprimiş bir bloknot çıkardı. Kraft kâğıttan sayfalardan birini açtı. Kıza bakarak yazmaya başladı. Ama… bakışlarının onu incitmesinden korkar gibi… Kızın tenine değmemesine özen göstererek.
Kız herkese gösterdiği ilgiden biraz fazlasıyla yaklaştı ona… Neşeyle her zamanki gibi hafif bir bira ki bu genellikle Miller olurdu, biraz ve sonrasında filtre kahve isteyeceğini söyledi. Demek ki kızın dikkatini çekmişti. “Lâbualilik etme, n’olur etme, cıvıtma…” Yorgunluğunun da yardımıyla saygılı gülümsedi, teşekkür etti.
Kızın bir omzunu açıkta bırakan, seksenler işi, demode bluz hoşuna gitmişti. Ne yazacağını bilmiyordu. Gözleri kızın çıplak omzuna her kaydığında… Dudaklarında kızın teninin dokusunu hissediyor gibiydi. Gözlerini kapatıyordu böyle zamanlar ve sonra… Elleri kendiliğinden yazmaya başlıyordu. Kızın teninden yükselip gelircesine bir koku burnunu dolduruyor ve başını döndürüyordu.
Parmakları mürekkeple lekeliydi. Kalemleri genellikle uçlarından mürekkep kaçırırdı. Mürekkebin mat ve aldehitimsi kokusu da sarhoşluğunu arttırırdı.
Ne kadar umursamasa da yabancı bakışları… Yabancıların ilgisini düşünmek onu bölüyordu, hayattan kopartıyordu, yabancılaştırıyordu. Ne zaman bunu düşünse ellerine bakar ve ellerinden çıkmış işleri düşünürdü. Ve neden burada olduğunu…
Orada olmak ve yalnızca onunla olmaktı bütün saadeti… Eli kendiliğinden çantasına gitti. Küçük gözlüklü, Willy Brand şapkalı sarhoş ve kahraman bir şairin, en açık ve yalın mısralarını bir kere daha okumak istedi. Küçük beyaz kitabın sırtı aşınmıştı. Kitabı tutmak bile bilincini parlatıyor ve açıyordu. Öyle ki o kızın burada bulunmasına, gülümsemesine, orayı ışıtmasına, apaydınlıkça müteşekkir kalıyordu.
O akşam… O teşekkürü sunacaktı kıza. Var oluşun ta kendisine, var oluşun aciz bir anlatımıyla…
Biranın gevşettiği aklının serseri seyahatinden sonra kahve, onu sert bir kaptanın disipliniyle benliğinin limanlarına döndürüyordu. Ve bu kendine hâkim olma haliyle bambaşka ve daha güçlü bir uyanma yaşıyordu.
Yazdıkları bittiğinde, kendisi de tükenmişti. Yazdığı sayfaları defterden koparttı. Bir kere daha ellerine baktı, avuçlarını açarak ve parmakları birbirinden ayrıyken.
Masaya önce defter yapraklarını onların üstüne de parayı ve bahşişi koydu, hesabı her zaman bilirdi. Kız gelip yaprakları ve parayı bulduğunda, kapıdan çıkmak üzereydi, kız endişeli bir merakla çevreyi süzerken o, orada olmanın saadetinin paylaşıldığını artık bilerek gülümsedi ve çıktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder